Geçenlerde arkadaşım İ'den bir telefon geldi. Sesi çok kötü geliyordu. Sevgilisiyle kavga etmiş, ona göre daha kötüsü ayrıldılar mı, ayrıldılar mı bilmiyormuş. Yani bu belirsizliğin verdiği ekstra bir acıyla ağlaya ağlaya konuştu telefonda.
-Beste... Ühühühüh
-İ? Noldu yahu, neden ağlıyosun?
-Beste biz C'le çok pis kavga ettik ühühühü. Ama çok fena yani, öyle böyle değil. Ühühühü ayrıldık galiba. Çok kötüyüm ya ühühüh. Bitti mi dersin?
-Ya nerden bileyim kızım. Dur bi sakin ol. Bak şimdi man kafa, ben size geliyorum, sende git bi elini yüzünü yıka, adam akıllı anlat şu işi.
-Ühühühü tamam.
Taksimden, telaşla bi taksiye atlayıp Nişantaşına İ'nin evine gittim. Yani doğru geldiysem, orası İ'nin eviydi. Ev bildiğin üçüncü dünya savaşına hazırlık provası yapılmış yere benziyordu yani. Evdeki vazolar kırılmış, parçaları her yerde... Kızın resmen şaftı kaymış. Gözdeki rimeller aka aka sel olmuş, ağlamaktan gözler mosmor. Bunlar kavga ettiklerinde böyleyse, ayrılmasınlar anacım, dedim içimden. Hayır, ayrılmaları tüm apartman sakinleri başta olmak üzere Nişantaşını, hatta İstanbul'u etkiler gibime geliyor.
Gider gitmez sarıldım kızcağıza, moral verdim. "Geçti, geçti" falan diyorum. Hayır, olayı da bilmediğimden gerçekten geçti mi, geçecek mi, geçmedi mi orayı da bilmiyorum ya, neyse.
Koltuğa oturdum, gözüm hala daha savaş alanına dönmüş evde. Ben sevgilimle kavga etsem hayatta bir şeyleri kırıp, dökemem yani. Aslında o daha fena, içimdekini dışarı yansıtmıyorum, vurup kıramıyorum öfkem, hırsım içimde patlıyor, oh olsun bana. Yalnız İ'nin ki de resmen 'evi başına yıkmak' olmuş. Yahu o güzelim vazolar bir kavga edildi diye atılır kırılır mı? Hele o gümüş renkli işlemeli ayna? İnsanın canı acır ya onu atarken. Yani benim acırdı. Baktın gördün iş sakata gidiyor, kavga başlayacak git hemen evde kırılcak dökülcekleri kaldır, değil mi ama. Barıştığınız zaman görücem seni, nasıl pişman olacaksın ama iş işten geçecek.

-Anlatsana kızım sen şu kavgayı. Ne diye durup dururken kavga ettiniz, şeytan mı türttü?
-Ya bak şimdi ühühüüh...
-Ya İ, ağlamadan anlat n'olursun. Dediklerinden bi kelam anlamadım zaten.
-Tamam... ıhımm. Bak şimdi C'nin twitter'ına kızlar sürekli flörtlü mesajlar yolluyolar, dm'den falan. Bu yüz vermiyodu kızlara ama bu gün telefonunda dm'den bi mesaj daha gördüm. Kız çok tatlısın falan yazmış buna, bildiğin muhabbeti açmaya çalışıyo yani. Bizimki de sağ ol tatlım sende yazmış. Yetmemiş iki tane smile koymuş ya, çıldırcam. Bu nedir şimdi, sen söyle ühühü?
-Yahu sakiiiin. Eeee?
-Ben tabii hemen gösterdim bunu C'ye. Sinirlerim tepemde ama, resmen titriyorum. Bağırdım, çağırdım. Bu da saçmalıyosun, çok üstüme geliyosun falan dedi. Ayrıca bana güvenmediğini de öğrendiğim iyi oldu dedi, çıktı gitti ühühüh
-Anladım. Kıskançlık krizi patlaması yani?
-Napıcam ya ben? Açmıyo telefonlarımı.
İşte buna hiç bir cevabım yoktu. Zaten nasıl olsun, adamın beyninin, aklının içinde miyim de duygularını düşüncelerini okuyabilcem. Birde adam işin içine güven sokmuş abi, olaya bak. Şu erkeklerin en ufak bir şeyde bana güvenmiyosun tripleri ayrı bir konu zaten. Tamam, belki kıza yavşamamış ama İ, gibi bir kızın sevgilisi olduğunu unutmayıp hiç cevap vermemeliydi yani. İ'de iyi kızdır, tatlıdır falan ama kıskançtır. C'yi baya kıskanır.
Biz oturduk, C'yi nasıl geri getiririz diye kara kara düşünmeye başladık. Bende resmen oturdum kafa yordum bildiğin. Bir yandan İ 'bir susup, bir ağlamaya başlayan' hallerine devam tabii.
Haa bide şu ereklerin de bir kız tarafından beğenilince havaya girmesini hiç anlamam. Kızın biri "çok tatlısın, çok yakışıklısın, oyşş kaslar" der, beylerimiz kendilerini bi James Dean, bi George Clooney, bi Ed Westwick gibi görür, kendisine bu büyük sandıkları iltifatı eden kıza da sırf kendilerine yakışıklısın dedikleri için bir sempati beslerler. İ'ye hak vermedim değil. Tatlım ne lan, tatlım ne yani? Sırf sana iltifat etti diye kıza ne diye tatlım diyorsun, nerden tatlın oluyo senin? Neyse ben de kendi sevgilim miş gibi celallenmeyeyim.
Bir kaç saat sonra o C'nin kafasını kopartmak istedim. Kafasını alıp, duvarlara vurmayı hayal ettim. İ'ye bunları yaptığı için değil ama -o da var tabii de..- İ, kendini üzüntüden, stresten çikolataya verdi. Ama ne vermek... o an için kansere yakalansa daha az şaşırırım. Kız çikolataları öyle bir atıyor ki ağıza, hatta atmıyor resmen depiyor. Hepsi C'nin yüzünden. Ağzını burnunu kırmak lazım o adamın. Kendisi en fazla içiyordur. Hayır, şuan İ'nin bile içmesi bu kadar çok çikolata yemesinden iyidir her halde. Bunca yıl "aşk çikolataya benziyo" diye diye dolandınız ne oldu, alın işte milletin zaafı çikolata oldu. Şeker komasına sokacaksınız insanları" diye isyan edesim geldi resmen.
-İ, yeme artık yahu şu çikolataları. Vücudunun alabileceği şeker kapistesinin oranlarıyla öyle bir oynadın ki, hormonların yanlış çalışcak.
-Çalışmasın, onlar da terk etsin beni. Ben çikolatalarımla mutluyum ühühüh
Aşk acısına en iyi çikolata iyi gelir, diye kim dediyse getirin onu da bir güzel pataklayayım.



Bnde seveerim cikolatayi hersee ii gelir fakat ben bunun sonunu merak ediyorum ne oldu okadar aglayan zavalli kiza ona bunu yasatan o C'ye
YanıtlaSilBu araada Bestecim Narin ben tatLim basariLi bi yazarsin basariLarinin devamini diLeerim . Cok en skı takipcinin yazdikLarini cok beqeniyorum yazacaklarini merakla bekliyorum optum bebeqim. :)
YanıtlaSilSonunda ne oldu bende bilmiyorum canısı, İ'le görüşemedim bir daha.. Doğal olarak C'yle hala ilişkileri devam mı pek bi tahminim yok :) Canım beniiiim çok teşekkür ederim, beğenmene çoook sevindim. Bende seni öpüyorum :*
YanıtlaSil