10 Eylül 2015 Perşembe

Ben eylül, sen haziran


Bu sabah midem de bir yumrukla uyandım. 
Evrenden, dünya'ya çakılıyorum sanki.
Yine güneş doğmuş diye bakındım etrafıma. 
Oysa gece gizliden yaşatıyordu kederlerimi. 
Kendimi tarif etmemi istesen, edemem. 
İki kelime ederim sen gibi:sonra konuşma hakkı gözlerime geçer.
Hiç bir şey kolay değildi, katılıyorum.
Zoru başarıyor muyuz, bak onu bilmiyorum işte.
Ben galiba hep o 17'de kalmak istedim.
Elimdeki süt mısır kokusunun, deniz'le karışmasını diledim. 
Hayat dolu, eğlenceli, komik ama hisli... Hüzünlü.
Hani demiştim ya; Şuradaki beyaz otel, kumsal da tek yapılan oteller gibi. Çok huzurlu, diye. Sen de gülümseyerek bir otele birde bana bakmıştın....
Ben o beyaz otel'deyim. 
O güzel elalığı gördüğümden beri, sen oradasın. 
Sadece ben denize yakın, sen kumsalın ortasında...
Rüzgar bir fırtına çıkarsa- ben dalgalar da boğulmaktan, sen savrulup gitmekten korkarsın.
Bir de gözlerim dalıp gitmişti batan kızıl güneşe, dalgalı mavi denize... Hatırlıyor musun? 
Öyle uzun, anlamlı, nereden çıktın sen? der gibi bakmıştın da...
Gözlerim de sen vardın, göremedin.
Ben korkaktım. 
Yaşadığım şeyin beni sürükleyeceği yeri bilemedim.
Gözlerimiz bir birine değdiği ilk anda, 
gözlerimi yakalamaya çalıştığın o gece'de hangi şiir okunuyor diye bağırdı kalbim.
Bedenim kaçtı ama hep o gözleri görmek istedi ruhum.

Şimdiyse sayemde ortalık birinci derece afet bölgesi.
Sanki uyumuşum da, acıları uykumda yaratmışım gibi.
Gerçek gibi değil.
Ama çok gerçek.
En gerçek. Kağıt kesiği gibi.

En çok ben tüketmişim.
Tükenmişim.
Görmekten korkmuşum
Korkularıma teslim olmuşum.
Şimdi yine görsem o 17'im de ki elalığı, gülüşüm deniz,
Günbatımı tekrar şahidimiz olur.
Beyaz gömleğin limon kokar.
Ben de çok severim.
Gurur karanlık yüzümmüş meğer.
Ben gururuma hapsolmuşum.
Oysa senin gülüşünle, dönme dolaba binmiş gibi sarhoş oluyordum.
Hala daha oluyorum.
Kaç şiir biter? Kaç şarkı anlamlaşır seninle?
Sensizliğinle...
Hem böylesine yakın, içimde, hem en uzağında, dikenli sarmaşıkların dibinde.
Tükenmişim ama gücüm var hala. Bir o kadar eylül daha geçer seninle.
Bazen diyorum ki, ben ilk tim. O yokken ben gördüm, ilk.
Sonra kader midir, keder midir bilmem de... diyor ki; kandırma kendini- sen sonradan gelensin.
İşte en çok o zaman yoruluyorum.
Bu ağırlığı daha çok hissediyorum.
Mutlu ol, huzur dol. Fark etmiyorum mu sanıyorsun o gözleri.
Ama neye yarar ki hasretlik cümleleri? 
Savaşacak gücüm var, ama dedim ya ben deniz den, sen kumsal dan izliyoruz batan güneşi.

Şimdi de mutlu değilim, yalan yok.
O eylül den beri en büyük kederim...
Çok kolay mıydı hayatından beni silmek?
Ben çok denedim, yalan yok.
Ama beceremedim.
Ne gelmeyi,
ne gitmeyi.
Öylece durdum bir yerlerde.
Kafam da aynı filmi oynattım milyon kez.
ve film çektim yine başlangıç yerimizde.
Biliyorum hata yaptım. Neden yaptın dersen hiç fark edemedim böyle olacağını,
bu kadar arapsaçı bir hal alacağını.
Şimdi sen duvar,
ben o duvardaki dikenli sarmaşık.
O duvar kırılır mı,
dikenlerim, korkularım.
Ben dikenlerimi kesip atamadım.
Sen çocukluğuma ver.
Elindeki limonu yanlışlıkla fırlatan kızım ben, hatırlamadın mı?
İstersen acıya acıya, istersen acıta acıta sil beni...
Bir eylül ki bende ki... O en güzel eylül'ler
Hiç geçmez.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder