26 Temmuz 2012 Perşembe

Sansasyonlu bir giriş: Merhaba Dünyalı!

Bir sabah demiştim ki kendime: " Kızım Beste, bir daha insanlara güvenme sen!" O bir daha yanlış oldu galiba, bin defa güvendim. -Öküzlük bende ya, yapcak bir şey yok- En sonunda anladım, izlediğim eski filmi tekrar başa sardığımı... Başlangıç ve sonuç; aynı. Yaşadıklarının ağırlığı altında ezilirken- tekrar, tekrar ve tekrar... Niye biz genç yaşımızda kendimizi bu kadar yaşlı hissediyoruz ki ya? Bence bunlar büyüme sancıları ama lanet olsun ki, ağrı kesicisini bulamıyoruz.Ha, eğer bir çağresi yoksa da, biyolojik olarak ölmeden -ölmeyi tadıyoruz. Bir gün gene ağlıyorsun, sızlıyorsun... sonra bir bakıyorsun herkesin dertleri var. Bu kadar acı çeken insan toplansak ABD'ye girecek kadar nufuslu ülke kurarız ha. Ayrıca şu üç kelimeli AŞK dedikleri şey de abartılacak bir şey değil yani. Olay hormonlarda bitiyor, biz hala daha dramatik senaryolar kuruyoruz. Realist düşün hayatım, "en güçlü insanlar yalnız insanlardır" Tamam, sırf güçlü olmak için git kendini mağraya kapat demiyorum da.... Olmadığı zaman da elmayı dikişlemek yersiz. O ip kopar zaten, tutmaz o, tutmaz.


"Eeeee daha daha nasılsınız" muhabbetleri (Çok konuşuyoruz biz, cidden bak)
Onu bunu geç de memlekette sıcakta, metrolarda kucak kucağa gelmek zorunda kalan insanlar var biliyor musun? Hayır, ben metroya bindiğimde o insanların arasında kaybolup, çıkamayacağımdan korkuyorum. Üniversite hayalimin tek korkusu kalabalık nufuslu olması. Yahu o kadar büyük şehir, hala bir dolu insan var. "İstanbulular yazlık yerlere gitti" diyorlardı.... İnsan düşünüyor: "Eee, millet tatile gittiyse bu İstanbul trafiğindekl onca insan kim?" En sonunda sonuca vardım. "Sen git Beste, İstanbul'a.... sakinlik falan kalmaz sende. O koşuşturmaca içinde düşmezsen, afferin kız sana!"

Alın o zaman size yine kafası karışık bir şarkı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder