21 Nisan 2014 Pazartesi

Unutulmazlardan seçtiklerim: çocukluğumun üç filmi

Nostaljiyi sevdiğimi söylerler bana. Ben de inkar etmem. Eskiden gazete'nin yanında eski amerikan filmleri cd'leri verilirdi, hatırlayanınız var mı? 2000'lerin başlarında falan. Ben o cd'lerle büyüdüm diyebilirim. O zamanlar Disney Channel'mış, renkli çizgi film kanallarıymış falan yoktu tabi. Ya sabah kahvaltıdan sonra gösterilen çizgi filmler var, ya da yine çizgi film cd'leri. Ama çok şanslıyım. Eski amerikan filmleriyle, yeşilçam filmlerini izleyerek büyüdüm. Küçücük bir kız çocuğuyum yani. Annem saçlarımı cimcime şeklinde iki yandan topluyor, o kadar küçüğüm. Ve anladım ki, o yaşlarda izlenen filmler çok önemli. Çünkü zihnimin hatırlayabildiği o ilk filmleri hala an be an hatırlıyorum.... Bir kaçından bahsedecek olursam;


Wizard Of Oz (1939)

İşte bahsettiğim gazetelerin yanında verilen filmlerden biri. Tam bir çocuk filmi. Bende küçük Best olarak bu filmi ağzım açık izlemiştim ve özenip anneme kırmızı ayakkabı aldırmıştım haha. Bu filmden aklıma en kazınanlar ise Judy Garland ve Margaret Hamilton. Dorothy ve Cadı yani. Margaret Hamilton aslında tiyatro oyuncusu. Hatta öğretmenliği bırakıp tiyatrocu olmuş. Tiyatro dışında da çok fazla projesi yok. Yani pek fazla filmi yok diye biliyorum, hatta Wizard Of Oz tek filmi bile olabilir. Judy Garland ise ne kadar uyuşturucuyla intihar etmiş olsa da, o benim için hala kırmızı ayakkabılı, örgü saçlı küçük Dorothy. Çok etkilenmiştim bu filmden. Hatırlayınca bile hala etkisindeyim.


Little Women (1949)

Yine bir gazete'nin günlük verdiği bir filmdi. Altı yaşlarımda falanım. Sıcacık bir aile filmiydi, insanı gülümsetiyordu adeta (tiyatro gibi çekildiğini de daha o yaşımda fark etmişim. O zamandan belliymiş tiyatro'ya ilgim). Bu film'in etkisinde o kadar kaldım ki, anneme o yaşımda kahvaltıda kahve içmek istediğimi, uyurken başıma takmak için uyku şapkası almasını söylemiştim. Film de ev halkı kahvaltı da kahve içiyordu ve evin en küçük kızı Beth uyurken başına şapka takıyodu. Özenmeye bak? Eski yıllara özeniyorum daha o yaşımda. Bir diğer hayranlığım ise filmdeki Amy, yani Elizabeth Taylor'aydı. O bukle bukle sarı saçları, bebek gibi yüzü, pamuk gibi cildiyle dikkatimi çekivermişti ki anneme "anne şu kim? şu kim?" diye diye kadına gınalık getirtmiştim. Bana Elizabeth Taylor'u anlattı. Tabii onun küçüklüğünde çok daha popülermiş. Popüler olmasa sorun olurdu zaten. Çok güzeldi gerçekten. Bence Elizabeth Taylor hep güzel kaldı. Jo, yani evin en büyük kızı rolündeki June Allyson'nun oyunculuğu da o kadar mükemmeldi ki, sanki bende ondan çekinen kız kardeşlerinden biriydim. Oyunculuk...


Breakfast At Tifanny's(1961)

Audrey Hepburn'la tanışmam bu filmle oldu. Bu filmi izlediğimde çok küçük de değilim aslında. On bir, on iki yaşlarımda falandım, o yüzden filmdeki romantiklikten çok daha etkilenmiştim. Holly'nin New York sokaklarında yürüyüşü bile çok hoşuma gitmişti. New York da yaşamayı ilk isteyişim o filmle başladı bile diyebilirim. Bu filmi eski cd'leri karıştırırken bulmuştum. Gece'nin saat dört'ü falandı yani. İzlemediğim bir filmdi, merak ettim. "Ne ilginç ismi varmış filmin. Bu ne ki ne?" dedim, filmi leptop'tan izlemeye başladım. Sabah'ın ilk ışıklarına kadar gram uyumadan, sonuna kadar da izledim. Zaten film bittiğinde saat altıydı, ben bir de hazırlanıp okula gittim. Ama bi şey değişmişti. Okula resmen süslenerek gittim. (orta okulda falanım. Ergenliğimin ilk evreleri falan...) Yok efendim taçlar takmalar falan filan. Kendimi Holly gibi hissettim resmen. O günden sonra Audrey Hepburn'un çoğu filmini izledim. Ama ne yalan söyliyim hiç biri Breakfast at Tifanny's gibi olmadı. Bam başka şeyler hissederek izlediğim bir filmdi o ve Audrey Hepburn'un çoğu filmini çok sevmeme ragmen belki de ilk izlediğim filmi diye aynı tadı diğer filmlerinden alamadım. Ergenlik dönemlerimde kendimi genç kız gibi hissettiğim bu filmi unutmam mümkün değil. Benim için bam başka bir film 

Hele Audrey Hepburn'un filmde kendi sesiyle seslendirdiği Moon River şarkısı hala Mp3'üm de. O şarkı beni o güne götürüyo sanki. O pembe peluş gece lambamın yansıtttığı pembe ışıkta filmi izlememi, sonra süslenip, kokular sürüp okula gitmemi hatırlatıyo. İlk genç kız olmamı hatırlatıyo....  SpottyVişne Çürüğü

Pilavüstünot: Ben şu mim denen şeyin adını saçma buldum. Buna biz vızlamak falan desek olnuyo mu ya? Hani paslamak, göndermek anlamında.

2 yorum:

  1. Winzar of Oz, candır; bizdeki Ayşecikte buna benzer -zaten fikir babasıdır o ayrı- bir filmdi ama Oz farklı ya :)))

    YanıtlaSil